Önümde aylı yıldızlı göğ ve öğretilmiş bir nakış gibi uzayan sokak. Farkına varılmadan yazıldı fakat, manzara: ilkin kocaman gökyüzü ve sonra onu çevreleyen beton sokak. İlkin gece sonra kıyısında genleşen demir sığınak. Kara! Kara bir camın ardından kendini gösteren kara. Ölümün canlılığı mı bu? Sabahın üçü. Betona sığmayan birkaç kişi daha. Çöpe sığmayan, uçuşup duran birkaç paçavra daha. Cırcır böceksiz, pervanesiz, peygamber devesiz, güvesiz ve sivrisinekli sokak. Yürüyorum. Arkamda pıtırtılar. Asfalta çarpan patiler. Takip ediyorlar. Gülüyorum. Dönüyorum. Gülerken görünen dişlerim yadırganıyor. Kapıyorum dudaklarımı. Çömeliyorum. Bakışıyoruz sevdalı. Ay ışığı asfaltı yumuşatıyor. Yaklaşıyor. Kokluyoruz niyetlerimizi. Fesleğenlerin arasından süzülüp gelen rüzgâr yanaklarımızda. Sesimi inceltiyorum. Elimi yalıyor. Elimi tadıyor. Aheste lôdosun şekeri damakta. Boynuna sarılıyorum âniden. Kalbi hızla çarpıyor. İşitiyorum. Kuru burnunu öpüyorum. Islanıyor. Patisini omzuma atıyor. Yüzümü yalıyor bu sefer. Maskenin ayrıntıları zihninde. Sarmaş dolaş kaldırımda yatıyoruz. Kahkahalar atıyoruz. Sabıkalarımız siliniyor. Aklanıyoruz. Ân yıkıyor. Kendimle tanışıyorum. Gece bana kendimi veriyor. Ben geceyim.
Nakışlar/Böl.2-No.4


1 Dİrsek Temâsı:
Sevdim bunu. bu tarz yazilarini genel olarak seviyorum. eline saglik.
Yorum Gönder