Camlar kapılar açıktı. Rüzgâr dağlardan beri esiyordu. On yıl geçti. Nihayet Reha Abi hapisten çıktı. Ben on sekizimdeydim. Reha Abi Sokağın başında belirdi. Bize doğru yürümeye başladı. Anarşik olaylara bulaşmıştı. Uzun balkondaydık kucak kucağa. Dev bir gençti benim için. Halamlar ifadesiz bakıyorlardı. Gözlerinde kabuk bağlamış bir bakış. Gençliğini harab etmişti. Çay demleniyordu. Hava dağ, mancarlı pide ve tartılı melen güççeği kokuyordu. Kızdım bizimkilere. Sanki kendi istemişti hapse girmeyi. Tabağa uzanan elime vurdu annem. Reha Abi’nin sol elinde küçük bir çanta. Arkasında ablam deniz. Sağında solunda dağ menekşeleri, sardunyalar, ortancalar. Durdu çiçeklere baktı. Döndü maviliğe, saydamlaştı. Döndü bize ve tekrar yürümeye başladı.
“Reha Abiiiiyeee!” diye böğürdüm.
Herkes zıpladı. “Ayy!!! Boyun posun devrilmesin yaa!” Annem kafama vurdu bu sefer daha sert.
Reha Abi, “Hööüüüyt!” diye yanıtladı.
Yaklaştı, yaklaştı. Göbeği, manolya ağacıyla konuşarak kıvrılıp geçti.
Omzunda bir serçe vardı.
Tüylerini kabartmış, “cırk cırk” anlatıyordu.
Bakışlardaki kabuk düşmüştü. Alınlara vuran turuncu ışıktan anlamıştım.
“Abi bu nerden çıktı?” dedim.
Havalandırmada yaralıyken bulmuşmuş.
“Adı ne bunun?” dedim.
“Yoldaş!” dedi.
Parmağımı uzattım, dudaklarım kulaklarımda; Reha Abi’nin gıdısına kaçtı.
Reha Abi çiğnediği lokmayı üleşti Yoldaş’la. Pek sevdi çiğnenmiş mancarlı pideyi… Ben galiba o gün gördüm ilk defa bir serçeyi. Ben o gün ilk defa başkasının acısını tâ derinlerimde duyduğumu sandım. Kendimi de pek beğendim sahip olduğum yeni görgüden ötürü. Gel gör, o acı uzak bir resimdi kırgınlıklarımı bulaştırdığım. O acı benim değildi. Sonra anladım.
Nakışlar/Böl.2-No.2

0 Dİrsek Temâsı:
Yorum Gönder