11 Nisan 2010

Oğlum Bakkala Gitti Bi Daha Dönmedi


Meyhane hıncahınç dolu. Serhat cam kenarındaki masada oturmuş bir dilim beyaz peynirle ikinci dublesini içmede.
Meyhaneci iki masa öteden, "Serhat Abi!! Abiye yer bulamadık. Mahsuru yoksa..." diye sesleniyor sağ elini "Bi el ver!" der gibi uzatıp.
"Olur ne demek! Ayıp ettin!" diyor Serhat, aynı şekilde sağ elini uzatarak.
Şoparlar çalıp söylüyor.
Masaya misafir olan, şükranla gelip otururken, "Sağol birader. İki aydır ağzıma damla alkol girmedi. Bugüne fena kuruldum. Bi geldim yer yok. O yüzden dedim, 'yaa hiç mi yer yok!' dedim... yani arkadaş da..."
Serhat kibarca sağ elini öne uzatıp avucunu göstererek, "Ne demek birader ayıp ettin. "
"Eyvallah!"
"Ne demek. Ben Serhat."
"Ben de Osman." derken misafir, hafifçe başını öne eğiyor.
Masaya yeni bardaklar ve tabak konuyor... Havadan sudan, dereden tepeden konuşuyor taze ahbaplar. Yürekler birbirine ısınıyor. Üçüncü kadehlere varılıyor. Neolacak bu memleketin hâli'ne varmadan Serhat gözlerini boşa dikip, "Oğlum bakkala, ekmek almaya gitti. Bir daha gelmedi. " diyor.
Osman geç idrak ediyor. Manâsız geliyor laf. "Niyedir abim?"
"İçeri almışlar."
"Sebep?"
Serhat tekrar boşa bakıyor bu sefer daha uzun, "Göstericilerin yanından geçiyomuş bu koşarak. Gaz sıkmış polis. Bu da poşusuyla ağzını bağlamış. O sırada almışlar. Dün davası görüldü. Terörist diye. Yedi buçuk yıl verdi hâkim."
"Adı neydi?"
"Murat?"
"Soyadı?"
"Günyüz? Niye sordun birader?"
Osman'ın yanakları kızarıyor. Dördüncü dubleyi fondip yapıyor... Sersemlemiş... Müsaade isteyip kalkıyor. Sallanarak kasaya gidiyor, masanın hesabını ödüyor.
Serhat çıkarken seyrediyor. Umutsuz bir umut bitiyor göğsünde. Gözden kayboluncaya kadar arkasından bakıyor.
Şoparlar yeni bir şarkıya başlıyor.

4 Dİrsek Temâsı:

Adsız dedi ki...

Sağduyu ile yaklaşanların da sağ elini kaldırması mı gerek; yoksa sağ elini kaldırmayanların hep sağlam zemine mi basması gerekir?

turgay dedi ki...

bir kısa film düşüncem var idi sözsüz- bir adam görürüz evden çıkar sabah, hafif gecikmiştir aceleci bir hali vardır ve geciktiğini yavaş, yavaş fark edip hızlanmaya başlar. adımları daha da hızlanır ve koşmaya başlar. aniden bu hareketi bir şey sanan bir sokak köpeği adamı kovalamaya başlar adam panikler kaçar köpek kovalar bunu gören polis de bir şey oluyor zannedip adama doğru koşmaya başlar....:))) sorgusuz sualsiz aksiyon olur sabah sabah.

Serpil Odabaşı dedi ki...

kısa filme ne cok uygun olmuş ne güzel olmuş kalemine saglık ...

kacakkova dedi ki...

cüneyt usta, salinger'den giderken, kisa yalin ve güclü sahneleri daha bir sever oldum ben...karmasik ve zorlanmis dilleri de severim aslinda, hakkiyla oldugunda, yani hani aynanin karsinda iki saat gecirip hirpani bir görüntü yaratan biri gibi degilde, cümlenin dogasinda zorlanmisligi barindiran ve "atonal" bir sekilde akip giden cümleleri severim, güclü bulurum...salinger'da karmasik degil de cümleler belirli durumlarda atonal sanirim yine...seviyorum bunu...