Oğul bakışını sabitlemiş, verandadaki mavi puantiyeli, tentesi fırfırlı salıncakta sallanıyordu. İnce ve küçük bedeni salıncakta çizgi gibiydi. Bahçe duvarlarının dışından küfürlü bağırtılar geliyordu. Harika salıncağın yanındaki masada yavaş yavaş son elma dilimini yiyordu. Oğul, gözlerini kırpmıyor, nefes almıyordu. Ancak salıncağın sallantısı giderek artıyordu.
Harika, ayağa kalktı. Kimse yokmuş gibi Oğul'un önünden geçti. Bedeninde görmeden anlaşılması zor, sabit bir gerginlik vardı. Elma kabukları dolu meyve tabağıyla, verandadan içeri salona girdi. Otomatik bahçe kapısı açıldı. Serhat yanakları kırmızı, ceketini omzuna atmış içeri girdi. Kumandayı havaya kaldırıp, boşvermiş bir havada, arkasını dönmeden düğmeye bastı. Oğul, yaklaşan Serhat'a baktı. Siyah, yüksek bahçe kapısı koca bir ağız gibi kapandı. Serhat yaklaştı, verandanın basamaklarını yaşından umulmayacak bir çeviklikle bir hamlede çıktı. Koşar adım gelip kendini Oğul'un yanına attı. Verandanın şingıl tavanından sarkan küpe çiçeğinin geniş saksısı, Serhat'ın rüzgârıyla yarım tur döndü. Sarkık yaprakların arasında güneş kırpıştı.
Serhat cavaplanmayacağını bile bile, "Annen nerde?" dedi sinirini bastırmaya çalışarak.
Oğul, küpe çiçeğinin içinde kırpışan güneşi seyre devam etti. Tek tek ufacık yapraklarına baktı çiçeğin. Saksının dönmesi tamamlanırken baktığı bir yaprakçık görüşünden kaçtı. Oğul, başını hareket ettirmek zorunda kaldı yaprakçığı gözden kaçırmamak için.
Serhat, "Arabayı boydan boya çizmişler. Çok durmıycam çıkıcam diye arabayı dışarda bıraktım. Güvenlik de var hem... Offf... Parasında değilim... Sinirim bozuldu... Yaaklarsam kafasını kıracam..." diyerek sağ elini Oğul'un sırtına attı. Oğlunu şevkatle bağrına bastı.
Harika, "Ben çıkıyorum Serhat!" diye seslendi.
Serhat sıçradı. Sağa sola bakındı bir ân. Göremedi kimseyi. Kafasını iyice geri çevirince fark etti, Harika, arka yan korkulukların gerisinde çimenlerin üstündeydi. Kolunda leylak rengi bez çantası, geniş göz kapaklarında aynı renk far ile tebliğde bulunan bir memur gibi dümdüz bakıyordu.
Serhat, "Tamam!" dedi durumunu bozmadan. "Bana ispanyol şarabı getir gelirken... Sevdiklerimden..." diye ekledi Oğul'un saçlarını karıştırarak.
Harika, dümdüz baktı ve "Hoşçakal." diyerek hareketlendi.
Serhat, "Sadece bana mı?" dedi imâyla.
Harika durdu. Birkaç saniye aktı gitti, "İkinize de... İkiniz de hoşçakalın..." dedi ve gerisin geri arka kapıya yöneldi.
Serhat bir kez daha sarıldı Oğul'a ve bıraktı.
Oğul'un omuzları akordeon gibi büzüştü açıldı. Gözleri hâlâ küpe çiçeğinin yapraklarındaydı.
Serhat iç geçirdi, "Bir bela dolaşıyo başımızda ama... Hadi hayırlısı... Dün partiden sonra mavi çamın altındaki iğrenç bok... Evveli gün güvenlik kabininin devrilmesi... Geçen hafta da çatıdan uçan kiremitler... " dedi. Sonra Oğul'a döndü, gözlerinin içine bakarak, "Canım oğlum... N'olur tikkat et kendine... Ama bak 'tikkat' diyorum, 'tik-kat'..." diyerek gülümsedi.
Oğul bakışlarını yapraklardan ayırmadı fakat.
Serhat, çocuğun yanağından makas aldı ayağa fırladı, "Ne yiyelim?.. En çok sevdiğinden... Lahmacun... Ha benim güzel oğlum?... Tamam lahmacun..." diyerek telefonun tuşlarını çevirdi. Sipariş verdi. Ardından, "Ben duşa giriyorum evlat... Lahmacunlarda anca gelir..." diyerek verandadan salona geçti.
Oğul, kıç cebinden küçük defterini çıkardı. Defterin şifreli kilidini açtı. Sayfaları karıştırdı. Bir sayfada durdu okudu, "Ben, annemin yumurtasından olmadım." Sonra başka bir sayfayı açtı orda da aynı şey, "Ben, annemin yumurtasından olmadım." yazıyordu. Oğul tek tek bütün sayfaları açtı her sayfada tarihleri farklı olsa da hep aynı cümle vardı. Gömlek cebinden kalemini çekti ve aynı cümleyi bir kez daha yazdı... Defterini kitledi.
Ardından ayağa kalktı. Dönüp bahçe kapısına baktı. Bahçe kapısının yanındaki çalılıklara. Çalılıkların arkasında, gizli küçük bir delik vardı. Kameraların açısına girmeyen bir delik. Bir süre düşündü. Derin bir soluk aldı. Annesi gibi dümdüz baktı. Belki de annesi dümdüz bakmayı ondan öğrenmişti. Bilmiyoruz...
Bir tabure çekti küpe çiçeğinin altına. Sağa sola bakındı, tırmandı. Saksının içine uzandı. Saksının içinden bir şey aldı: Kafası koparılmış bir serçe... Verandadan çıktı. Babasının yatak odası balkonuna baktı. Dikkatini topladı ve balkona fırlattı serçeyi. Sonra tekrar salıncağa dönüp sallanmaya başladı. Bu kez bakışlarını, evin girişindeki sigorta kutusuna sabitledi.
3 Dİrsek Temâsı:
ürktüm :(
Oğul'un derdi babasıyla ne?üvey annesi mi var oğulun...
59/59 numara yazı,ellerine sağlık
aslında metinde durum açık beyazmavi...
hiç metafor kullanmadım...
her şey tam anlattığım gibi...
kusura bakma, açıklama yaparsam tadı tuzu kalmaz...
sevgiler...
ne demek kusura bakmak :)bakmam;yazıda açık yazıyor da ben yinede güneş dendiğinde gün adamın eşi mi diye düşünürüm,vs...zaten yılmaz erdoğanda şiirin açıklanmasını sevmez,burda şair ne demek istemiş meselesi yani; kafam tam durgunken yeniden okurum,aslında anladım çoğunu :)umarım devamı da gelir öykünün....
sağlıcakla mutlu kal,saygılar
Yorum Gönder