31 Temmuz 2010

Tatil

Sabahın üçünde paslı vantilatörün kafesindeki tıngırtıya uyandı. Doğruldu. Somya dingildedi. Yine mi festartan? Başucu lambasını sese çevirdi. İki fındık faresi yuvarlak kafeste dönüp duruyorlardı. Işığın üzerlerine çevrildiğini farkettikleri ân dondular. Fikret gözlerini kırpıştırdı. Tekrardan odaklandığında fareler ortada yoktular.

Ayağa kalktı. Odanın solup parlayan kırk mumluk ampulünü açtı. Vantilatörün sağını solunu kurcaladı ama hiçbir şey göremedi... Yeniden yattı. Kısa bir süre geçti. Vantilatör yine tıngırdadı. Kalktı ışıkları açtı baktı. Gene bir şey göremedi. Bu iş dörde kadar böyle sürdü.

Fikret çaresiz bir öfkeyle vantilatörü camdan fırlattı. Yatağa uzandı. Bu sefer tıkırtılar başucu çekmecelerinden gelmeye başladı. Ensesinden tepesine, tepesinden çenesine bütün tüyleri diken diken oldu...

Ve sırasıyla çekmeceleri; çekmecelerin ardından küçük dolabı; fermuarı bozuk valizi ve sonunda dingildek somyayı camdan aşağı fırlattı.

Bomboş odanın ortasına çöktü. Başını ellerinin arasına aldı. Bu sefer yer yer sıvası görünen kireçle boyalı duvarların içinden tıkırtılar gelmeye başladı.

1 Dİrsek Temâsı:

Su dedi ki...

kafayı yimişşş:)